İçindekiler

Sınavların Görünmeyen Toplumsal Boyutu mı
Türkiye’de eğitim öğretim yılının sonuna yaklaşırken milyonlarca evde tek bir gündem maddesi var: LGS ve YKS sınavları. Sınav süreçleri genellikle sadece rehberlik uzmanları, psikologlar ve ders çalışma programları ekseninde, yani tamamen “bireysel bir performans” olarak ele alınır. Oysa bir sosyolog gözüyle bakıldığımda bu sınavlar, sadece öğrencilerin akademik bilgisini ölçen testler değildir.
Gelin, bu yazımda LGS ve YKS sınav kaygısının arkasındaki görünmeyen toplumsal sorunları ailelerin statü yarışını ve bu durumun öğrencilerin pedagojik gelişimine analitik yansımalarını inceleyelim.
Eğitim Sosyolojisi Penceresinden Sınavlar: Bir “Eleme” mi, “Meşrulaştırma” mı?
Klasik sosyoloji teorilerinde eğitim sistemleri, bireyleri yeteneklerine göre toplumsal rollere dağıtan adil bir mekanizma olarak sunulur. Ancak çatışmacı eğitim sosyolojisi teorilerine baktığımızda, merkezi sınavların aslında mevcut sınıfsal yapıları korumak ve eşitsizlikleri “başarı/başarısızlık” adı altında meşrulaştırmak için güçlü bir araç olduğu görülür.
Sınav Kaygısı Nasıl Yönetilir?
Sınıf içi gözlemlerime baktığımda sınav yaklaştıkça öğrenciler üzerinde yükselen o ağır baskının tek kaynağı derslerin zorluğu gibi görünse de LGS ve YKS Sınavlarının öğrencilerin psikolojisini doğrudan etkilediğini ve çocukların sırtlarında ailelerinin toplumsal beklentilerini, akraba çevresine karşı verilecek “başarılı aile” imajını bir yük gibi taşıdığını görüyorum.
Analitik Bir Eleştiri: Günümüzde LGS veya YKS başarısı, çocuğun kendi geleceğinden ziyade, ailenin orta sınıf kimliğini koruma veya bir üst sınıfa atlama beklentisine dönüşmüştür. Sınav, çocuktan çok ailenin bir “statü yarışı” haline gelmiş durumda.
Öğrencinin Kendine Yabancılaşması ve Toplum Baskısı
Modern toplum yapısında öğrencinin değeri, ürettiği sonuç ve elde ettiği başarı notu ile ölçülür. Bu durum, eğitim sistemimize öğrencilerin net sayıları ve deneme sınavı sıralamaları olarak yansır.
Pedagojik Kriz: Bir öğretmen sosyolog olarak en çok üzüldüğüm nokta, çocukların kendi özsaygılarını (kendilik algılarını) deneme sınavlarında yaptıkları net sayılarına endekslemeleridir. LGS ve YKS Sınavlarında 90 soruda 80 net yapan bir çocuk kendini “değerli” hissederken, 50 net yapan bir çocuk sistem ve çevresi tarafından “değersizlik” hissine mahkum edilir.
Sosyolojik Çıkarım: Bu durum, Karl Marx’ın bahsettiği “yabancılaşma” (alienation) kavramının erken çocukluk ve gençlik dönemindeki izdüşümüdür. Öğrenci; öğrenme eyleminin kendisine, merak duygusuna ve neticede kendi öz benliğine yabancılar. Eğitim, bir aydınlanma süreci olmaktan çıkıp, sadece bir “skor elde etme” mekanizmasına dönüşür.
Akraba ve komşu jürisi gözüyle baktığımızda “Elalem” sosyolojisi bizi karşılıyor.

Bizim gibi toplulukçu düşüncelere önem veren ve düşüncelerini öncelikli değer verip önemsedeğimiz toplumlarda, bireysel başarı ya da başarısızlık sadece çekirdek aileyi ilgilendirmiyor. Oysaki bu durumun tam tersi yaşanmaya başladığında öncelikli değer öğrencinin ne düşündüğü olduğunda toplumun daha da değer kazanmaya başlayacağını belirtmek isterim.
Sınıf İçi Gözlem: Rehberlik görüşmelerinde öğrencilerin bana en çok yakındığı cümle şudur: “Hocam, denemem kötü geçince annemin teyzelere veya komşulara ne diyeceğini düşünmekten sınava odaklanamıyorum.” dediklerine çok şahit oldum.
Analitik Çıkarım: Sosyal bilimlerde “toplumsal denetim” ve “stigma (damgalanma)” olarak adlandırdığımız bu süreç, çocuğun üzerinde görünmez bir panoptikon (gözetleme kulesi) yaratır. Aileler, çevrelerine karşı duydukları “başarısız ebeveyn olarak damgalanma” korkusunu, çocuğa aşırı sınav baskısı ve kaygısı olarak yüklerler.
Aile İçi Ortak Karar Alma ve Tercihte 5 Mutlak Yol
- Artı-Eksi Listesi Oturumu: Seçenek olan her lise veya üniversite için ailecek bir masa etrafında toplanıp okulun avantajlarını ve dezavantajlarını birlikte listeyerek objektif bir puanlama yapın.
- Akran Deneyimi Araştırması: Tercih listesindeki okullarda halihazırda eğitim gören öğrencilerle ailece iletişime geçin ve doğrudan ilk ağızdan alınan tavsiyeleri ortak karar mekanizmasına dahil edin.
- Kampüs ve Şehir Keşfi: Sıralamaya alınacak alternatif şehir veya kampüsleri imkanlar dahilinde ailecek ziyaret edin, çevre şartlarını yerinde görerek ortak bir memnuniyet seviyesi belirleyin.
- Gelecek Projeksiyonu Analizi: Çocuğun ilgi duyduğu mesleklerin istihdam oranlarını ve gelecekteki durumunu ailecek dijital platformlardan araştırıp tercih sıralamasını bu verilere göre şekillendirin.
- Görüş Birliği Rehberliği: LGS ve YKS Sınavları maratonunda çocuğun istekleri ile ailenin ekonomik/lojistik imkanlarını ortak bir paydada buluşturmak adına, rehber öğretmen eşliğinde son bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirin.
Konuya net bir son bakış yapalım,
Eğitimin İnsani Özüne Dönüş
LGS ve YKS gibi merkezi sınavlar sistemin bir gerçeğidir ve kısa vadede ortadan kalkması mümkün görünmüyor. Ancak bir öğretmen ve sosyolog olarak uyarım; eğitim vizyonumuzu bu sınavların sınırlarına hapsetmememiz gerektiğidir. Çocuklarımızı birer “proje” veya “statü aracı” olarak görmekten vazgeçmediğimiz sürece, sınav kaygısını azaltmaya yönelik hiçbir rehberlik taktiği işe yaramayacaktır. Eğitim, bir çocuğun hayata karşı güçlü, ahlaklı ve entelektüel bir duruş kazanma sürecidir; bir optik formun üzerindeki karalamalardan ibaret değildir.
Bir eğitimci ve sosyolog olarak soruyorum: Sizin evinizde veya çevrenizde sınav süreçleri bir “bilgi ölçme” aracı olarak mı yaşanıyor, yoksa gizli bir “statü ve elalem kaygısı ” olarak mı? Bu baskının çocuklarınız üzerindeki izlerini nasıl gözlemliyorsunuz? Yorumlarda Sosyolojik Laboratuvarımızda birlikte tartışalım.
Eğitimci ve Araştırmacı Sosyolog
Esra ÖZTÜRK